“Hakkımızda” başlığının altına yazmaktan daha saçma-sapan bir şey yoktur dünyada herhalde… Bize sorarsanız bu durum (ya da zorunluluk) sanal iletişim dünyasının ortaya çıkardığı ve “psiko patolojinin” bir uğraş alanıdır. “Hakkımızda” başlığı altına elbette yüzlerce binlerce hatta on binlerce “maruzat” okumuşsunuzdur… Bazen çok üzülürüz Aziz Nesin’in hala yaşamadığı için… Gerçi bu başlık altında yazanların bir çoğu spontane olarak o büyük ustaya yaklaşabiliyorlar ancak bu maharetleri sadece “Hakkımızda” başlığıyla sınırlı elbette…

 

Bizim bu konudaki becerimiz ise çok kıt… Şimdi biz deneyelim bu başlık altında yazmayı… Biz “biziz”!

 

Ne mükemmel ne olağanüstüyüz…

 

Kendi halimizdeyiz…

 

Bu koca evrende, Samanyolu galaksisindeki dünya diye adlandırılan gezegende yaşarız… Yani garip bir su küresi üzerinde yaşarız…

 

Yani memleket her ne kadar bu gezegense de asıl olarak Samanyolu çocuğuyuz…

 

Ne iyiyiz, ne de kötü…

 

Ne akıllıyız, ne de aptal…

 

Ne “yetenekliyiz”, ne de yeteneksiz…

 

Doğanın sadece miniminnacık bir uzantısıyız…

 

Ancak bu başlık altında kısaca şunları söyleyip bu yazıyı “Aydın usulü” tutacağız…

 

Bu gezegenin kimsenin babasının malı olmadığından eminiz…

 

Bu ülkede yaşayan çocukların evrensel boyutlarda öğrenme hakkının tartışmasız olduğunu ve bu noktada “ama”, “fakat”larla cümleler kurmayanlardanız…

 

Başta çocuklara doğal olarak da tüm doğaya saygının çocuk yaşta ve yaşanarak öğrenileceğini ezbere bilenlerdeniz…

 

Çocuk eğitiminin eşitlik ve saygıyla ve bir o kadar da sevgiyle olacağını bilenlerdeniz… Yaşamın sanatsal bir etkinliğe dönüşmesi ve mutlulukla eş anlamlı olması gerektiğini bilenlerdeniz…

 

Genel olarak çocuklar için dans eğitiminin “dur, otur, sus, yeteeeer!” haykırışları ya da başka bir ifadeyle yetişkin otoritesinin “ şefkatli” sloganları altında inim inim inletilen çocuklar için ne anlama geldiğini bilenlerdeniz…

 

Dans sanatının çocuklar için en keskin ifade aracı olduğunu yaşayarak bilenlerdeniz…

 

Çocukların soyutlama kapasitelerinin ve dans eğitiminin ne menem sonuçlar doğurduğunu bilen “ebelerdeniz”!

 

Dans bilimin, çocukların birer küçük sanatçı olarak şahsiyetlerini nasıl geliştirdiğinin hem vesilesi hem de meftunlarındanız…

 

Dans bilimin memlekete yerleştirmek gayreti ve kararlılığında olanlardanız…

 

Dans kültürünün de memlekette kök salmasını aynı kararlılıkla kendine dert etmiş, dansı toplumsal çürümenin ve yozlaşmanın devindirici bir aracı olmasına karşı mücadelede son derece kararlıları arasında olanlardanız…

 

Dans eğitiminde yetişkinlerle çocukların eşit ilişkiler ve birbirinden öğrenerek ortak sanatsal çabalarını ortaya koymanın keyfini ve yüksek kıymetini yaşayarak bilenlerdeniz…

 

Dans eğitimin sadece varlıklı aile çocuklarının hakkı olmadığını, onlarda dahil tüm çocukların hakkı olduğunun bu ülkedeki ısrarlı savunucularındanız…

 

Kısacası biz 1 yaşında harika bir çocuk olarak “falanca meşhur hoca” tarafından “keşfedilip” dünya elitlerinin okullarından “en birinci” olarak mezun olup, yarışmaya mahkum edilmiş “atlar” gibi her girdiğimiz beynelmilel yarışmalarda ödül-mödül falan almadık…

 

Kendi halimizde insanlarız…

 

Biz biziz… sizin anlayacağınız…